Yazmasam ne yaparım diye düşünürüm. Bazen bunalıp kendime “Bırak bu işleri Necla.” derim. Fakat yerine koyacak başka bir seçenek bulamam.
Farkındalık Yazarlığı Yazı ve Yazarlık Atölyesi’ne geliş amacım aşk mı hastalık mı bilemediğim bu uğraşımı devam ettirmekti. Yazdıklarımın bir gün kitaplara dönüşmesi en büyük hayalim. Sonuç kadar süreci de önemsiyorum elbette. Yaşamın içindeki rastladığım manzaraları kendi bakış açımdan ele alıp işlemekten zevk alıyorum. Bazen yaptığımı beğenmeyip üzülüyorum.
Bir çocuğun emeklemesi gibi bu yolculukta düşüp kalkıyorum. Atölye çalışması sırasında yolumun kesiştiği arkadaşların deneyimlerini izliyorum. Onların hayal dünyalarına konuk oluyorum. Yazdığım şeylerle benim de onların dünyasına katkım olabiliyor mu bilemem ama ben öğrendiğim her yeni şeyi sevinçle kabul ediyorum.
Geri bildirim olmadan elbette hatalar düzeltilemez ama doğru dili bulmak, emekleyen birini ürkütmemek için çok önemli. Siz bunu gerçekten iyi yapıyorsunuz. Düşünmediğim şeyleri bu atölye çalışmalarıyla birlikte düşünmeye zorluyorsunuz. Yeni bir bakış açısı kazandığımı düşünüyorum. Düzenli ve disiplinli çalışmaya da kendimi zorunlu hissediyorum. Severek yapıyorum.
İnsan bir şeye ihtiyaç duyar. Hiç beklemediği anda karşısına bir kapı açılır ve düşünmeden kapıdan içeri girer. Sanırım siz benim ihtiyacımsınız. Yeni yolculuklarda buluşmak üzere…

Necla OTLUTürkçe Öğretmeni

Hep istemek ve hiç yapamamak.. Bu ne kadar zordur bilir misiniz? Bir şeyi çok istiyorsunuz. Üstelik onu yapabileceğinize çok inanıyorsunuz. Ama onu hiç yapmıyorsunuz. “İnanmak işin yarısıdır.” derler ama hiç de öyle olmadı.
Önce çizgi romanlarla başlayan okuma öyküm, Jules Verne’in kitplarıyla devam etti. Ortaokul yıllarında artık Steinbeck, Saroyun, Michel Zevceco okuyordum. Lise yıllarımda Sait Faik beni büyüledi. Onun gibi yazmak istiyordum. Birkaç denemem oldu. Edebiyat öğretmenim tarafından çok da beğenildi. Ama işte gerisi gelmedi.
Hep öykü yazmak isteyerek geçen bir ömür… Olayları hep öyküleştirme eğilimindeydim. Zaman içinde usta bir anlatıcı olmuştum. Dostlarım beni dinlemeyi severlerdi.
Ama ben yazmak, sadece yazmak istiyordum. Zaman bir ceviz ağacının altından geçer gibi geçti. Öyküler biriktikçe birikti. Ama ben hala yazamıyordum. Yazmak için oturuyordum masama. Elime kalemi alıyordum ama… Bir kuş cıvıltısı, bir kedi miyavlaması, dışarıda esen rüzgarda hışırdayan yapraklar, sabahın o taze güzelliği, akşamın büyülü ışıkları, yollardaki arabalar, kafeteryadaki o keyifli yaşam temposu… Bütün bunlar sanki dayanılmaz bir çekimle beni çağırıyorlardı ve yazamıyordum.
Evet, ben arkadaşlarımın bana taktığı adla “yazmayan yazardım.” “Yazamayan yazar.”
Ama bir gün Farkındalık Yazarlığı Yazı ve Yazarlık Atölyesi’ni gördüm. Bir AVM’nin güzel bir köşesinde bir masanın kenarında kocaman bir standı vardı. Biraz düşündüm. Galiba bu bana göreydi. Biraz daha düşündüm. Evet bu tam bana göreydi. Doğrudan yazacaktık. Evet evet, ben tam da bunu istiyordum. “Geleceğim,” dedim.
Atölye çalışmalarında gariptir ki yazmaya başladım. Elimin ve beynimin kilidi yavaş yavaş açılıyordu. Tam değildi ama fena da değildi.
Düğüm çözülmüştü.
Teşekkürler Müge Hocam.

Semih SÖZENAvukat

Facebook’ta gezinirken “Farkındalık Yazarlığı Yazı ve Yazarlık Atölyesi” diye bir ilan gördüm. İlk önce önemsemedim. Birkaç gün sonra tekrar karşıma çıktı. Durakladım. Artık üçüncü gün bir daha karşıma çıkınca “Bir arayayım,” diye düşündüm. Tüm bunları yaparken hayatıma girecek renklerden haberim yoktu doğrusu. Sonunda telefonla gerekli bilgileri aldım ve 27 Eylül 2017’de maceralı bir şekilde atölyeye başladım. Tanışma faslından sonra kısa çalışmaya geçtik. Kendi kendime “Bu kadar kısa sürede yazmak olanaksız!” diye düşündüm, ama hayır hiç de öyle değildi. Sonra ikinci uzun çalışma ile daha uzun bir süremiz vardı. Aaa! O da oldu. İnanılır gibi değildi. Üstelik herkes gülüyordu, çalışma bitmesin isteniyordu. İnanılır gibi değildi inanın bana…
Sonra bir gün yazar oluyorsunuz telif hakları sözleşmesi imzalandı derken Tüy Dergimiz çıktı. 2. Sayıdaki yazım 540 tık aldı. Çok ama çok mutluyum bana bu yolu açtığınız için.
Her şey için sonsuz teşekkürler. Beraberce daha uzaklara gidebilmek ümidiyle…

Sabiha AYRALFransızca Öğretmeni - Tiyatro Eğitmeni

Daha evvel hiç gitmediği bir AVM’ydi; canı sıkkındı. Hayatında hiçbir şey olmuyordu; okuduğu kitaplar, kafasında kurduğu hayaller boyunu geçmişti fakat tezahürlerini göremiyordu. Sevgililer Günü’ydü üstelik, sevgilisi bile yoktu! Etrafında bir dolu çift güle oynaya, öpüşe koklaşa geziyordu, her yerde kırmızı bir şenlik vardı adeta; kırmızı balonlar, kırmız uğur böcekleri, kırmızı pastalar… Hayıflandı. İkinci katta yürümeye başladı. Her adımda içi daha fazla bulanıyordu. Derken tanıdık bir ses duydu; Whitney Houston’dan “I Will Always Love You” çalıyordu, ses alt kattan geliyordu. Korkuluktan uzanıp baktı, daha önce bir mekanda dinlediği genç adamdı bu! Gözlerine inanamadı; bir süre hülyalı sesini dinledikten sonra düşüne düşüne yürümeye devam etti. Koridorun sonundan tam dönecekti ki reklam panosundaki bir şey dikkatini çekti. “Farkındalık Yazarlığı Yazı ve Yazarlık Atölyesi” yazıyordu. Fakat tanıdık bir yazarın teknik dolu bir programını kullanmak yerine “Farkındalık” kelimesini yeğ tutmuşlardı. Hoşuna gitti çünkü tekniğin işlemediği bir yer vardı yazıda, en azından o öyle bilirdi. Bilgileri not etti ve evine döndü.
Normalde bu tür şeylere heves edip derhal unutan bir tipti fakat bu kez öyle olmadı. Ertesi gün derhal internet sitesine girip kayıt oluşturdu. Saatler içerisinde aranınca şaşırdı. Kibar bir hanımefendi tarafından bir kahve içmek ve tanışmak için atölyeye çağrılıyordu. Kabul etti çünkü bir şeyler doğruydu, hisediyordu.
İş çıkışı atölyenin olduğu yere yollandı, heyecanlıydı. Hayatında ilk kez böyle bir şeye kalkışıyordu. Görüşme sandığından daha keyifli geçti. Her zamanki biriyle konuşan kasılan adam değildi orada. Atölye lideriyle görüşürken kalemi çalışmayan yazar gitmiş, yazmak isteyen genç adam gelmişti. En fazla verilen vaadi sevdi: “Ben o tıkanıklığı açabileceğimize inanıyorum.”
Yeni bir ayın ilk gününde başladı atölyeye. Güler yüzlü birçok insanın olduğu bir akşamdı. Masanın ortasındaki rengarenk tahıl girdabına bakınca içi gülümsedi. Kendini en fazla renkli bonbon şekerine benzetmişti ve ilk öyküsüyle herkesin yüzünde tatlı bir tebessüm oluşturdu. Yargılar yoktu burada, sınıflar, cinsiyetler, diller yoktu. Yazmak vardı, akarcasına yazmak…
Perşembe akşamları kaleminin ucundan fırlayan tüm yazılar hem kabul görüp yargılanmadı, hem de havaya kana bir şekle büründü.
Artık yazabiliyordu. Bazen daha iyi, bazen daha vasattı ama ne olursa olsun üretiyordu. Haftada bir gün bile olsa hayatın keşmekeşinden, ruhunun zindanlarından kurtuluyordu.
Şimdi evren duyuyor onu. Hayat hep aksi bile olsa yazmak onu hiç yanıltmıyor. Kalemi, onu olduğu gibi kabul ediyor, tabi atölye lideri ve atölye arkadaşları da.. Burak ve kalemi artık özgür. Farkındalık Yazarlığı Yazı ve Yazarlık Atölyesi’ne teşekkür ediyor.

Burak GÖRGÜNSatış ve Pazarlama

Kibirli yazar adayları ve kibirli, yaratıcı olmayan bir ortam beklerken Farkındalık Yazarlığı Yazı ve Yazarlık Atölyesi’nde yeni dostlar arasında çay, muhabbet ortamına düştüm, daha ne isterim… Bir de üstüne üstlük en sevdiğim şey olan yazmak ve okumak…
Hayatın akışı içerisinde yuvarlanırken yazmak konusunda son 20 yılda çok geri kaldım. Şimdi sanki ait olduğum yere dönmüş gibiyim. Ama o kadar ara vermişim ki, kendimi biraz şaşkın biraz kısır hisediyorum. Oysa söyleyecek çok sözüm var diyordum ve bir gün oturup hepsini şakır şakır yazabileceğimi sanıyordum.
Şimdiyse önümdeki beyaz kağıda boş boş bakıyorum ama yine de zevk alıyorum.

Emine PEKİN

Korkuyla çıktığım bir yolculuktu. Eleştirilmekten çok korkarım, aslında bu süreç içinde en çok “El alem ne der?” kaygısı taşıdığımı fark ettim. Yazabilmek, beni çok rahatlatan bir yolculuk ama sağlığıma bu kadar iyi geleceğini hiç düşünmemiştim. Farkındalık Yazarlığı Yazı ve Yazarlık Atölyesi’nde arkadaşlığın değerini gördüm. Kendi bahçelerinden tazecik şifalı bitkilerini benimle paylaşan çok değerli arkadaşlar kazandım. Benim için yazılarıma yaptığınız yönlendirmeler inanılmaz değerli oldu. Yazdığım tuhaf yazılar da olmasına rağmen o yazıları bile o kadar güzel değerlendirdiniz ki, asla kalemi bırakmayı düşünmedim. Kendi kaygılarım arasında kayboluğumda bana ışık oldunuz.
İnsan hayatı iniş ve çıkışlarla dolu. Hayatımın iniş döneminde sizlerle yazmak, başımı kaldırıp yukarı bakmama, adım adım yükselmeme yardımcı oldu. Hissettiğim şey yazmanın güzelliği, yazdıklarımın kabul görmesi ve beğenilmesi. Küçük yol göstermelerle, yazdıklarımdan çok hayatımı düzeltmeme yardım ettiniz. Teşekkür ederim.

Betül SAĞLAMEmekli Bankacı

Başım şişti. Bir yere gitsem, vursam faydası olur mu? Dağlara çıksam ya da bir şelalenin üzerinden atlasam? Sevmiyorum başımı bu halini. Hatta ötesi, nefret ediyorum.
Baş bu nihayetinde. Benim başım. Değiştiremem, atamam, vazgeçemem. Bu kadar dertlenmek bile fazla belki. Çözüm dahi onun içinde. Sadece arayıp bulmam gerek, nerede olduğunu ne olduğunu.
Derken çıktı karşıma işte. “Farkındalık Yazarlığı Yazı ve Yazarlık Atölyesi” yazıyor. Telefonum elimde okuyorum. 3 Hafta sonra başlayacakmış. Kelimeler çok uyumlu. Hitap ediyor. Uyuyor aklıma.
Dahası kaybedecek hiçbir şey yok. Denemeye kesinlikle değr diyerek bekliyorum tarihin gelmesini.
Evet, güzel bir başlangıç. İyi geldi bugün bana. Uzaklaştım ağırlıklardan, hafifledi yüküm. Omuzlarım rahatladı.
Yapılacak, uzanacak çok şey var hayatta. Tabii her şeyden önce keşfedilecek. zaman akıyor ve doğru akıyor bu sefer sanki.
Bildiğim bir şey var. Akıyorsa durmam önünde, durdurmam da. Kendi bulacak yolunu.
Nereye mi gidecek? Bilmiyorum aslında…
Zaten en güzel tarafı da sürprizleri değil mi hayatın? Bilsem bana, kime ne fayda?

Mert HACIÖMEROĞLUİnşaat Mühendisi

Telaşlı bir günün ardından çok yorulmuştum. Kanepeye uzanıp biraz uyuklamak bana iyi gelecekti. Telefonla internette gezinirken “Farkındalık Yazarlığı Yazı ve Yazarlık Atölyes” ilanına rastladım. Telefonu kaydedip arayayım diye düşünürken görüntüler aktı, uyuyakalmışım. Daha sonra aklıma geldiğinde telefonuma almadığıma çok üzüldüm. Fakat bir süre sonra tekrar karşılaştım ilanla, sanki bana bir işaret gibi geldi. Telefonu bir kağıda yazdım. Hemen arayamadım, çok heyecanlıydım. Bir süre kendimi oyaladım. “Evi süpüreyim sonra ararım. Yemeği de yapayım sonra…” derken akşam oldu. Ertesi gün uyanır uyanmaz aklıma geldi. “Bugün mutlaka aramalıyım,” dedim kendi kendime. Heyecanımı bastırıp, tüm cesaretimi toplayıp aradım. O sıralarda benim için bu telefon görüşmesini yapmak bile büyük bir işti. Neredeyse her şeyle tüm bağlantımı kesmiş, umutsuzluk içinde annemin hastalığına kafamı takmıştım.
Aradığımda karşımdaki ses benim bütün takıntılarımı vesveselerimi dağıttı. Perşembe günü gelebileceğimi söyledi.
Perşembe günü geldiğinde evden çok erken bir saatte çıktım, sokaklarda dolaşıp atölyenin yerini öğrendim. Kapıyı çalarken oldukça heyecanlıydım.
Zil çaldı.
Macera başladı.
Samimiyet ve güleryüzle karşılandım. O anda şunu anladım ki burada kendim olarak kabul edilecektim.
Her perşembeyi iple çektim. Yazma maceram hep desteklendi. Bu macerada yepyeni insanlarla tanıştım. Onlar benim yol arkadaşlarım oldu. Çok şey öğrendim, etkilendim, değiştim, dönüştüm.
Hayatımda farklı bir kapı açıldı ve bu açılan kapıdan her zaman geçmeyi istiyorum.

Gülercan ÖZAKSOYYazar

Dışarıda kar atıştırıyordu. Soğuk bir Ankara akşamıydı. Dostlarımla yenilen keyifli bir akşam yemeğinden sonra içilen demli çayla birlikte derin bir sohbete dalmıştık.
Sohbetimiz hızla akıp giden zaman hayatın anlamsızlığı, anlamlı bir şey yapamama kaygısı üzerineydi. Hayat hızla akıp giden bir nehre benziyordu ve nehire düşmüş bir yaprak gibi sürükleniyorduk.
Tutunacak bir dala ihtiyacımız vardı. Nehrin ulaştığı okyanusta kaybolup gidecektik. Arkadaşım bir yazarlık atölyesi ile tanıştığını, bu atölyede yazma üzerine bir takım bilgiler edindiğinden bahsetti. Gazete ilanından ulaşmış, telefona bir hanım çıkmış, onunla görüştükten sonra haftada bir kez Perşembe akşamları gitmeye karar vermiş atölyeye. “Sen de gelsene,” dedi. Bir kez birlikte gidelim, sonra istersen devam edersin.
Yıllarca hep sanata ilgi duyan biriydim. Yerli, yabancı yüzlerce yazarın eserlerini okumuştum. Okuma alışkanlığım yıllar içinde biraz gerilemiş olsa da okumaya devam ediyordum.
Diğerleri de arkadaşımın bu fikrini desteklediler. Kendimi Farkındalık Yazarlığı Yazı ve Yazarlık Atölyesi’nde buldum. Büyükçe bir masanın etrafına yerleştirilmiş sandalyelere oturduk. Ortam titizlikle hazırlanmıştı.
Sandalyeye oturup yazarlık atölyesine gelen diğer katılımcıları izlemeye başladım. Hepsi ilk kez karşılaştığım insanlardı. Biraz sonra orta boylu bir hanım geldi. Kendimi tanıtmamı istedi. Kısaca kendimden bahsettim. Önce kısa çalışma, sonra verilen molada gelen sıcak çay ve türlü ikramlar, en son da uzun çalışma ile ilk günü tamamlamıştım.
İlk dakikadan itibaren Farkındalık Yazarlığı Yazı ve Yazarlık Atölyesi’nde özel bir insan olduğumuzu bize hissettiren Müge Hanım’a şükranlarımı sunuyorum.
Sizleri tanımaktan ve yazarlık yolculuğuna ilk adımı atmaktan mutluluk duyuyorum.

Alaattin AĞCAER

Yıllardan sonra onu karşımda görünce ne kadar özlediğimi en derinimde hatırladım. Hiç bitmeyen koşturmacaların, hayal kırıklıklarının, ekmek davasının, parladığı anda sönen umutların ve müzmin aşk yaralarının ardına gizlediğim ilk sevgilim, çocukluk arkadaşım olan yazı sevdası yeniden ortaya çıktı.
Yıllarca başıma ne geldiyse hep ondan bilmiştim halbuki. Söküp atmaya çalıştığım kelimeler bir yerlerde gizlenmişti Kaçmayı bıraktığım anda rastlaşıverdik.
Daha gerçekçi, kabul edilebilir meşguliyetler seçmeye çalıştım yıllarca kendime. Hayal etmenin tatlı sarhoşluğunun beni yaşamaktan alıkoyduğunu, yalnızlaştırdığını düşündüm. Bazen bir orman gezisinde, bazen körfez imbatının terkisinde, bazen ateşli bir gece ağrısının nöbetinde dindirmeye çalıştığım coşkusunu nabzımda duydum. Yine de kaçabildiğim kadar kaçtım yazmak lanetimden.
Sonra ne oldu nasıl olduysa kendimi telefonda Müge Hanım’la konuşurken buldum. Bir günlük farklılık olsun eğlenceli bir deneyim olur diye geldiğim Farkındalık Yazarlığı Yazı ve Yazarlık Atölyesi, yıllardır derinime gömdüğüm laneti uyandırdı. Sokaklar yeniden hayallerle, insan yüzleri yeniden hikayelerle doldu.
Yeniden onu karşımda gördüm. Yazmak arzusu bütün bedeni ve güzelliğiyle beni çağırıyor. Eski bir dostla hasret giderir gibi yazıyorum artık.

Ferman ERİM

Farkındalık Yazarlığı Yazı ve Yazarlık Atölyesi’ne geldikten sonra olaylara bakışım değişti, çevremde çok yakınımda olmasına rağmen fark etmediğim nesneleri, insanları görmeye başladım. Görmek ile bakmak arasındaki farkı kavramama yardımcı oldu.
Çöp yığınları, kurumuş ağaçlar, boş şişelerle dolu bir manzaraya gün ışığında baktığınızda canınızı sıkabilir. Bir de ay ışığı altında bakın aynı manzaraya. Hayalinizde çöp kutularını neye benzettiyseniz, bununla ilgili bir şiir bile yazabilirsiniz.
Farkındalık Yazarlığı Yazı ve Yazarlık Atölyesi’nde işte bu bakışı kazandım. Grup çalışmalarında aynı konuya farklı bakışlar ile farklı öyküler yazılması beni zenginleştirdi.
Özellikle toplumda kaybedilişini üzüntüyle izlediğim edebiyatımıza katkı sağladığı için bu atölyeyi seviyorum.

Songül ANILGirişimci

Yazmaya başladım, başıma o geldi. Bilmiyordum yazabildiğimi, hatta bir şey yazılması gerektiğinde nasıl kaçabileceğimle ilgili yöntemlerim bile vardı. Fakat her zaman başkalarının yazdıklarını düzenleme konusunda çok başarılıydım. Farkındalık Yazarlığı Yazı ve Yazarlık Atölyesi’nden sonra bana ne oldu? Babamı yazabildim, atölyeye göndermediğim ama beni derinden sarsacak bir çok anıma ulaştım, sevgime, nefretime, doğrularıma, yanlışlarıma ulaştım. Ben bana ulaşmaya başladım.
Kalemi elime aldığımda tavanları izleyerek ilham beklerken önceleri, şimdi sadece kalemimi elime alıp defterime yazmaya başlıyorum. O duygular, ihtiyaçlar, birikimler hepsi ardı sıra dökülmeye başlıyor; yazdıkça yazasım geliyor, ah bir de baş parmağım bu kadar ağrımasa…

Selcen G. AkkoçCFO

Bu atölye sayesinde içimde o muzip, serseri, yerini bilmez, bilse de kendini ifade edemez; sanki bir kabın içinde kaynamış, kaynamada buhara dönüşmüş su gibi olan o başıboş kelimeler, cümleler, bir kendini bilme halinde, bembeyaz kağıtlara çok düzenli bir şekilde aktılar. Bu dizi dizi kelime incileri bir de kalkıp gösteri yapmaya kalkmazlar mı? Hay Allah!
Bir kendini ifade etme hali hüküm sürdü ki sormayın!
Havada uçan serseri bir kuş misali olan kelimelerim artık bir huzurlu, bir mutlu ki!
Farkındalık Yazarlığı Yazı ve Yazarlık Atölyesi ile içimde kalan düzensiz kelimeleri uygun adım marş halinde beyaz kağıda aktarabildim.

Lale KAVUZLUSeslendirme Sanatçısı

Hayat bu, kimi zaman güldürür, kimi zaman ağlatır. Aynı zamanda öyle güzel “tesadüf” denilen fırsatlar sunar ki, bunları görüp değerlendirebileni ferahlatır.
Şezlonguma uzanmış çayımı yudumlarken ve son zamanlarda hayat denen şeyin beni ne kadar boğduğunu düşünürken çalmıştı telefonum. Bir arkadaşım aradı, konuştum; tam kapatıyordum ki nasıl olduysa uzun zamandır açmadığım Facebook sayfam açıldı bir an. Şöyle bir göz attım. Reklam kısımlarına bakmadan geçerdim ya, gözüme takılan bir kelime geri dönmeme sebep oldu. “Farkındalık” altında da “Yazarlığı” diye devam ediyordu. İşte böyle başladı benim “Farkındalık Yazarlığı Yazı ve Yazarlık Atölyesi” maceram… Amacım sadece yazmayı denemekti. Zaten yazıyordum minik notlar şeklinde, “Bir de böyle deneyeyim,” dedim. İyi ki denemişim, bu kadar uzun yazabildiğimi bilmiyordum. İyi ki gelmişim, bu kadar kaliteli insanlarla başka yerde bir araya gelemezdim. İyi ki cesaret etmişim, bir ben değilmişim boğulan hayatta, teseli olmaz ama başkalarının yaşanmışlıklarıyla empati kurarak kendi halatlarımdan sıyrıldım. Kimi zaman yine boğuluyorum, bazen atölyeye katılamıyorum ama biliyorum orada kabul gördüğüm, benim gibi diyebileceğim çok değerli bir topluluk var.
O gün iyi ki arkadaşım aramış, o konuşma çok hoş geçmese de iyi ki parmağım yanlışlıkla değmiş Facebook simgesine. Bulunduğum, dahil olduğum bu topluluktan memnunum. En çok da başka kalemler yoluyla beni bana anlatıp kendimi bulmama yardımcı olduğu için.
Hepinize teşekkür ederim, iyi ki varsınız.

Elif ÇETİNVeteriner